Selçuklularda Gulamlar

 

Daha önceki izahlarımızda, Abbasi halifeliği döneminde, hilafet ordusundaki Türk birliklerine verilen isimlerden birisinin de Gılmanü’l-Etrak olduğunu ve bu ismin ileriki dönemlerde Selçuklu devletinin, bir askeri sınıfının adı olacağını ifade etmiştik. Bu ad (Gılman) Selçuklu devleti döneminde, diller arasındaki farklıklardan dolayı ‘Gulam’ olarak değişikliğe uğramıştır. Ancak bu iki sözcüğün de lügat anlamları hemen hemen aynıdır. Bu da, bu sistemin Selçuklu devleti döneminde de devam ettiğini açıkça göstermektedir ki, Gulam sistemi Selçuklu devletinin askeri alanda daha da gelişmesi ve devletin sınırlarının genişletilmesi açısından oldukça önemli bir yer teşkil etmiştir.

 

Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nda devletin esasını ordu teşkil etmekteydi. İlk zamanlarda Gazne ordusunda takip edilen nizama göre düzenlenen Selçuklu ordusu, devletin genişlemesi neticesinde zamanın icaplarına göre tekamül ettirilmişti. Selçuklularda, gerek hükümdarın, gerekse melik ve ümeranın maiyetlerinde muntazam askeri kuvvetler mevcuttu. Kuruluş dönemindeki aşiret kuvvetleri, daha sonra yerini maaşlı ve topraklı muntazam askeri birliklere terk etti.

 

Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun, devrinin en büyük askeri kuvvetini teşkil eden, ordusunun dayandığı başlıca insan kaynağı:

1)       Hassa kuvvetleri (gulamlar),

2)       Ikta sahipleri olan Türk emirlerinin verdiği kuvvetler,

3)       Vasal devlet kuvvetleri,

4)       Şehir ve bölge kuvvetleri,

5)       Gönüllüler,

6)       Türkmen kuvvetleri idi.

 

Diğer taraftan başka bir kaynakta Büyük Selçuklu İmparatorluğu ordusu üç ana gurup içinde mütalaa edilmiştir. Buna göre:

1)       Gulaman-ı Saray,

2)       Hassa Ordusu,

3)       Sipahiyan.

 

Bizim bu hususta üzerinde duracağımız askeri teşkilat, konumuz itibariyle gulamlar olacaktır.

 

Gulam, anlam itibariyle : 1) Tüyü, bıyığı çıkmamış delikanlı,genç; köle esir. 2) Genç delikanlı, bıyığı henüz çıkmamış genç; esir, hizmetçi, köle. 3) Ergenlik çağına yeni girmiş genç, esir, köle. olarak lügatlarda yer almaktadır.

 

Büyük Selçuklu İmparatorluğu devrinde, ordu için gulamların nasıl tedarik edildiği konusunda kaynaklarda fazla bilgi bulunmamaktadır. Bu nedenle, daha çok, Sultan Alp Arslan zamanına dair bilgiler vermeye çalışacağız.

 

Görünüşe göre, Selçuklular, yerine geçtikleri devletlerin elemanlarından geniş çapta faydalanmışlardır. Öyle ki, Türk kumandanların, emirleri altındaki gulamlarla Selçuklu devleti hizmetine geçtikleri ve devletin kurulmasından sonra büyük nüfuz sahibi oldukları bilinmektedir. Bu hususta, Büveyhoğulları Devleti zamanında kumandanlık makamına yükselmiş olan Fahir Bay-Tekin b. Abdullah, Tuğrul Bey zamanında Selçuklu devleti hizmetine girmişti.

 

Tuğrul Bey, Alp Arslan, Melikşah, hatta Berkiyaruk zamanlarında büyük roller oynayan Sa’dü’d-devle Guherayin, Tuğrul Bey, efendisi Ebu Nasr’ı tevkif edip hapsedince o da yanından ayrılmayarak gönüllü olarak efendisiyle birlikte hapis hayatı yaşadı. Ebu Nasr ölünce genç Guherayin Alp Arslan’ın hizmetine geçmiştir.

 

Nizamü’l-mülk’ün de Siyaset-name’de bildirdiğine göre, gulam birlikleri sadece Türklerden tedarik edilmiyordu. Başka boy ve kavimlerden de bu birliklere alınmışlardır. Bu konu Siyaset-name’de şöyle geçmektedir:

“ Bütün ordu bir soydan olduğu zaman, bundan tehlike (hatar)ler doğar; çok çalışmazlar. (Ordunun) her soydan olacak şekilde karışık bulunması (tahlit) gereklidir. Dergahta ikamet eden 2000 Deylem (li) ve Horasanlı lazımdır. Mevcut olanları muhafaza etsinler, geri kalanını (iki bine) tamamlasınlar. Eğer bunların bazıları Gürcü ve Fars Şebankarelerinden olursa, uygun olur. Zira, bu soy hep iyi insanlar olurlar.”

 

Gulamlar, bazen hususi şahıstan hükümdara, aynı devlet içinde bir hükümdardan diğer bir hükümdara, bir devlet yıkılınca başka bir devletin hükümdarına geçmektedirler.fakat asıl el değiştirme, aynı devlet içinde olmaktadır. Ölen hükümdarın gulamları ve gulamlıktan yetişme hacip ve emirleri, çok defa yeni tahta geçen hükümdarın hizmetine giriyorlardı. Gerek başka yıkılan devletlerden Selçuklu devletine, gerekse Selçuklu devleti içinde seleften  halefe geçen gulamlar, umumiyetle yetişmiş ve orduda muayyen bir rütbeye erişmiş kimselerdi. Bu yetişmiş gulamların maiyetlerinde miktarları kuvvet derecelerine göre değişen ayrıca yetişmekte olan gulamlar vardı.

 

Seleften kalan gulamlar, halef zamanında orduda ayrı bir birlik teşkil ediyorlar ve hükümdarın esas gulam birliklerinden ayrı muamele görüyorlardı. Her hükümdar, başka devletlerden ve hükümdarlardan miras kalan yetişmiş veya yarı yetişmiş gulamlar yerine, istediği şekilde yetiştireceği acemi gulamlar tedarikine daha fazla ehemmiyet veriyordu ki,bu şekilde tedarik edilen gulamlar, orduda çoğunluğu teşkil ediyordu.

 

Savaşta esir alınanlardan Türk olanların, gulam sistemine göre yetiştirilmek üzere seçildikleri kesindir. Gerek kumandanların, gerekse bizzat hükümdarların seferlerde elde ettikleri esirler, gulam tedarikinde mühim bir kaynak teşkil ediyordu. Gulam tedarikinde bir diğer mühim kaynak da, esir pazarları idi. Nizamü’l-mülk de Siyaset-name adlı esrinde, devletten büyük maaşlar alan ileri gelen kumandanların, hükümdarın gözüne girmek için esir pazarlarından gulamlar satın almalarını ve bunları iyi teçhiz etmelerini tavsiye etmektedir:

“ Bol (geran) maaşlar (camegi-ha)ı olan tanınmışla (Ma’ruf)lara, teçhizat (tecemmül), silah ve savaş aletini iyi hazırlamaları, yakışıklı (cumal) ve güzel yüzlü gulamlar satın almaları söylenmelidir. Bu taifenin haşmet (şikuh)i, ev teçhizinde, aletinde ve süs (ziynet)ünde değil bu şeylerdir. Her kim, bu hususta ileri olursa, padişaha daha yakın bulunur, (Onun tarafından) daha beğenilmemiş olur ve bütün adamlar ve ordu mensupların (leşgeri-yan)dan daha haşmetli ve daha süslü (araste) olurlar.”

 

Selçuklu veziri Nizamü’l-mülk’ün bu ifadesinden anlaşıldığı üzere gulamlar daha çok satın alınmak kaydıyla tedarik ediliyordu.

 

Gulamların, Selçuklu ordusunda savaşçı asker olarak yetiştirilmesi sahipleri tarafından yapılıyordu. Buna göre en büyük gulam yetiştirme merkezi saraydı ve burası gulam yetiştirme okulu görevi de görüyordu. Nizamü’l-mülk, ‘Siyaset-name’ adlı eserinde gulamların sarayda nasıl yetiştirildikleri hakkında da bilgi vermektedir. Buna göre, gulam sıfatıyla daima sultanın katında  bulunacak olan Türkmen çocukları, bilhassa at üzerinde silah kullanmayı, bir de sultana hizmet adabını öğreneceklerdir.

 

Muhtelif şekillerde tedarik edilerek saraya alınan acemi gulamları yetiştirmek üzere bunlara hususi öğretmenler tayin ediliyordu. Yetiştirilen gulamlar da haciplerin emrine veriliyorlardı. Bu şekilde askeri, idari eğitim ve öğretime tabi tutulan bir gulam, orduda kumandanlık görevine gelebiliyordu. Kumandanlık ile, sarayda ve orduda ilk hatırı sayılır rütbe olan haciplik ve daha yukarısı olan emirlik kastedilmektedir. Buna bağlı olarak yetiştirilmiş olan gulamların ilk mesuliyet makamlarına gelebilmeleri için on sekiz veya yirmi yıl kadar süren eğitim-öğretim ve derece derece terfi devresi geçirdikleri söylenebilir. Nizamü’l-mülk bir gulamın otuz beş yaşına gelmedikçe emirliğe yükseltilmediğine dair bilgi vermektedir:

“ imdi, bu düzen (tertib) Samaniler zamanında yürürlükte idi. Tedricen, gulamın hizmeti, maharet ve liyakati nisbetinde derecesi artıyordu. Öyle ki, satın alırlardı; onu bir yıl yaya olarak alay (rikab)da; Zendeneci kaftan ve hafif bir çizme ile hizmet ederdi. Bu gulamın bu bir yıl içinde gizli veya açık ata binmesine emir yoktu. (Bindiği) öğrenilirse kendisini iyice cezalandırırlardı. (Gulam) bir yıl çizme ile hizmet edince, visak-başı hacibe söylerdi; hacib da padişaha bildirirdi. O zaman, ona ham deri kaplı eyerciği, sade deri yuları olan küçük bir Türk atı verirlerdi; bir yıl at ve kamçı ile hizmet edince, ikinci yıl ona, beline bağladığı bir kılıç (Karaçur) verirlerdi; üçüncü yıl ise, atlanma vaktinde bağladığı yay kab (kırban)ı ve okluk (kiş) verirlerdi; dördüncü yıl, daha iyi bir eyer, yıldız (kevkeb)lı bir gem, bir kaftan, üstüne bir halka asmış olduğu bir çomak; beşinci yıl, bir saki ve beline bir kadeh asmış olan bir ab-dar olurdu; altıncı yıl came-darlık yapardı; yedinci yıl, ona tek tepeli ve on altı kazıklı bir çadırcık (verirlerdi); üç yeni satın alınmış gulamcığı, onun kıta (hayl)sı yaparlardı; kendisine de visak-başı lakabı verirlerdi. Gümüş (iplik) siyah külahçık ile gence kaftanı giydirirlerdi; mevkiini, haşmetini, (atlı) maiyet (hayl)ini, rütbesini artırırlardı ki, nihayet hayl-başı olurlardı. Sonra, böylece liyakatleri, hünerleri, şecaatleri bütün herkese malum olurdu; elinden büyük işler gelirdi; insan (merdum) tutucu ve hudavendigar sevici idi. O vakit, 30, 35 ve 40 yaşına varmadıkça, (kendisine) emirlik ve valilik (vilayet) (rütbesi) vermezler ve hiçbir işe tayin etmezlerdi.”

 

Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nda ikta sahibi kumandanlar, iktaları nisbetinde gulam kıtaları bulundurmaya mecbur idiler. Seferberlik ilan edildiği zaman, bu kumandanlar emirlerindeki gulam kıtaları ile imparatorluk ordusuna katılıyorlardı. Ordunun mühim bir kısmını bu şekilde meydana gelen gulam kıtaları oluşturuyordu. Seferberlik zamanında imparatorluk ordusu içindeki miktarları ve ehemmiyetleri ne olursa olsun, gulamların hazerde oynadıkları rol görünüşe göre daha önemliydi. Öyle ki, hazerde herhangi bir devlet adamının elinde üç yüz veya daha fazla gulamın bulunması önemli bir kuvvet sayılıyordu. Gulamlar, emirlerinde bulundukları sivil veya asker devlet adamlarının şahıslarına bağlıydılar. Efendilerinin üstünde ve ötesinde başka bir otoriteyi pek tanımamaktadırlar ve efendilerinin verdiği emirleri –hatta bazen hükümdara karşı olsa bile- yerine getirmek zorundaydılar. Şu halde, gulamı efendisine bağlayan bağ, devlete ve hükümdara bağlayan bağdan daha kuvvetliydi.

 

Saray gulamları ile diğer devlet erkanının gulamları arasında hukuki statü açısından olmasa bile, fiili açıdan fark vardır. Saray gulamları arasına girmek çok daha imtiyazlı duruma yükselmek demekti. Gulaman-ı Saray, çeşitli kavimlerden seçilerek, (Türk, Arap, İran, Deylemli, Kuhisatan, Şabankare, Taberistan) küçük yaşlarda saraya alınarak törenler için özel saray terbiyesine tabi tutulmuş, kılıç kullanmak, ok atmak vb. savaş talimlerinde ve göreceği vazife sahasında hususi surette yetiştirilmiş ve doğrudan doğruya sultana bağlı olan bu birlikteki askerler, divan defterine kayıtlı idiler. Gulaman-ı Saray, ordunun diğer sınıflarından farklı olarak, ikta sahibi değillerdi ve yılda dört defa maaş (bistgani veya bistegani) alırlardı. Nitekim, herhangi bir şekilde yararlılık gösteren gulamların saray gulamları arasına alındıkları bilinmektedir. Zaten büyük kumandanlar saray gulamları arasından yetişmekteydi.

 

Gulamlar sahip değiştirebilmekteydiler.  Bu, sahibinin rızası veya satılığa çıkarması şeklinde olabileceği gibi, hükümdarın talebi üzerine veya talfitiyla hizmetine alması şeklinde de olabilirdi. Gulam sahibi tarafından satılabilir veya başka birine hediye olarak verilebilirdi ancak ona kötü muamele edemezdi. Gulama, kötü muamele yapılması durumunda buna müdahale edilebilirdi. Bu müdahale, gulamın haksız muameleye maruz kaldığı takdirde yapılmaktaydı. Yoksa sahibinin gulamı cezalandırma hakkı vardı.

 

Nizamü’l-mülk’e göre, hizmetkarlar, iyi hizmetlerinin karşılığını görmeli, buna mukabil, sebepsiz yere ve kasten kusur işleyenler de suçları nispetinde cezalandırılmalıdırlar ki, hizmetkarların hizmeti artar, suçluların da korkuları artar ve devlet işleri yoluna girer:

“ hizmetkarlardan bir kimse takdir edilen bir hizmet yaptığı zaman, (onun) adında takdir görmesi ve onun semaresinin kendisine ulaşması lazımdır. Zaruret ve hata olmaksızın kusur işleyen kimseye kabahati (günahı) nispetinde bir ceza vermek lazımdır ki, kölelerin hizmete rağbetleri artsın. (Böylece) kabahatlilerin de korkuları artar;işler yoluna gider. Padişahın iyiliği bundadır.”

 

Siyaset-name’de hizmetlilerin işlerinin düzene sokulması ve bunun nasıl olacağı hususunda da  bilgi verilmiştir:

“ Hizmette olan bendegan, ihtiyaç duyuldukça, (mesela) ok atma sırasında toplanırlar; (bir vazifeyi yerine getirmek için) derhal dağılınca, vaktinde (toplu olarak) geri gelirler. Kati emir (ferman) verildiği, nasıl davranılması gerektiğini onlara söyledikleri zaman, (buna göre) hareket ederler ve bu külfete de lüzum kalmaz. Her gün ab-dar, silah-dar, şarab-dar, came-dar, ve benzerleri gulamlardan, haciblik emirliğine ve emirliğe yükselmiş olan gulamlardan kaçının (padişahın huzuruna) hizmete gelecekleri (önceden) malum edilmelidir ki, her gün bir çadır (visak)dan bu sayıda (gulam) nevbete gelsinler. (Padişahın) has adamları (havass) hakkında da aynı (muamele) yapılır. Böylece, yığılma (zahmet) olmaz.”

 

Orduda veya askeri teşkilat içinde kumandanlık görevine yükselen, yani terfi ederek ‘büyükler’ gurubuna giren gulamların, hususi bir törenle azad edildiklerine dair kaynaklarda hiçbir bilgi yoktur. Aksine, haciplerin hükümdar tarafından gulam muamelesine tabi tutuldukları, tıpkı gulam gibi satıldığını veya başka birine devredildiği bilinmektedir.

 

Bir eşya gibi alınıp satılan gulamların fiyatları zamana ve şartlara göre değişmekteydi. Bir savaşta bol miktarda esir elde edilince fiyatlar düşüyordu. Normal şartlarda fiyatlar, esirlerin fiziki yapıları, görünüşleri, bir sanata sahip olup olmayışlarına göre değişiyordu. Buna göre, bir acemi gulamın fiyatı umumiyetle yüz dinardı.

 

Emirlik rütbesine erişmemiş gulamlar, maaş ehlini teşkil etmekle birlikte, emirlik rütbesine erişmiş olanlar ise ‘ikta’ alıyorlardı. Gulamlara ödenen ücretler muazzam miktarlardaydı. Hükümdarların tahta geçişlerinde dağıttıkları ‘cülus bahşişi’ yıllık maaşı da geçiyordu. Ayrıca ordu sefer sırasında bir yere konduğu zaman, vasal hükümdar ayak bastı parası ödemekteydi. Bundan başka, savaşlarda elde edilen ganimetin belli bir miktarı da bunlara eklenince, ordunun büyük kısmını oluşturan gulamların maaşları dışında ellerine geçtikleri paraların büyüklüğü ortaya çıkmaktadır.

 

Mülki teşkilatta irsiyet prensibi hakim olduğu halde askeri teşkilatta bu prensip pek yürümemektedir. Gulam sisteminden yetişen kumandanların oğullarının da kumandan olduklarına dair bir bilgiye kaynaklarda tesadüf edilememektedir.

 

Gulamlar devletin ve hükümdarın dayandığı başlıca kuvvetlerdir. Bundan dolayı, gulamların hazerde ve seferde oynadıkları rol önemliydi. Hükümdarın en güvendiği ve itimat ettiği gulamlar çeşitli görevlerde kullanılıyorlardı. Nizamü’l-mülk’ün bildirdiğine göre, ellerinde ferman bulunmamasına rağmen birçok gulam halktan para toplamaya gönderilmişler ve bu para toplama esnasında keyfi davranışlarda bulunmuşlardı. Bunun için Nizamü’l-mülk, mühim bir iş zuhur etmedikçe gulamların dışarıya gönderilmemelerini, gönderildikleri takdirde mutlaka ferman verilmesini ve ne kadar para alacaklarının belirtilmesini istemektedir:

“ dergahtan birçok gulam gidiyor; çoğu padişahın ferman ve nişan (tevki)i olmaksızın (gidiyor). Bundan insanlar sıkıntılara uğruyorlar; onlar (gulamlar) pay (mal) alıyorlar. Miktarı 200 dinar olan bir anlaşmazlık vardır; 500 dinar ilave istiyor(lar) ve reaya bu işden (dolayı) fakirleşiyor ve esir durumuna düşüyorlar. Mühim bir iş olmadıkça gulamın gitmemesi lazımdır ve giden gulam ancak ferman-ı ali ile gitmelidir.

Gulama ‘bu anlaşmazlık (husumet) (miktarı) şu kadardır, senin bundan fazla almaman lazım ki; her şey kendi biçiminde ve yolunda olsun’ desinler”.

 

Bunu dışında gulamlar, savaş esnasında hükümdara refakat etmekteydiler. Ayrıca hükümdar huzuruna birini getirteceği zaman bu kişinin getirilmesi için gulamları kullanmaktaydı.

 

Gulamlıktan yetişerek, askeri teşkilatta veya askeri teşkilatla beraber devlet teşkilatında rol oynayanlardan bazıları büyük sevk ve idare adamı oldukları zaman da, ilk ulaştıkları rütbelerdeki ünvanlarını korumuşlar, ve bu ünvanlarını hayatlarının sonlarına kadar adeta esas adları olarak, daha doğrusu adları ile birlikte, taşımışlardır. Görünüşe göre, yarı yetişmiş veya tam yetişmiş olarak başka devletten intikal eden gulamlar doğrudan doğruya Selçuklu hükümdarları nezdine acemi gulam olarak gelip yetişenler gibi herhangi bir unvan taşımıyorlardı. Ayrıca, yeni bir hükümdarın emrine giren yetişmiş veya yarı yetişmiş bir gulam, bazen eski efendisine nibetini muhafaza ediyordu.

 

Gulamlıktan yetişme haciplerin esas vazifeleri olan saray hizmetleri ve savaş hizmetleri dışında kullanıldıkları yerler pek çeşitlidir. Örneğin, vasal hükümdarlar tarafından ödenen yıllık verginin tahsil edilmesi için gulam kumandanlar gönderilmiştir. Bununla birlikte bu meseleleri kuvvet kullanmak suretiyle çözebilme izni de verilmişti. Bütün bunlar normal bir elçilik görevinden daha öte vazifelerdir. Ayrıca gulam kumandanlar, öncü kuvvetlerin kumandanı olarak görev yapmışlardır.

 

Büyük Selçuklu Devleti döneminde, gulamlıktan yetişmiş büyük kumandanlar umumi protokolde üçüncü kategoriden vasal devletlerin hükümdarlarından önce geliyordu. Yani bu kumandanlar, umumi devlet protokolünde hükümdar ve vezirden sonra üçüncü yeri işgal etmekteydiler.

 

Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun bu askeri teşkilatı, Anadolu’da, Danişmend, Mengücek ve Saltukoğulları’nın da tamamen ilhakıyla birlikte bir Türk topluluğu vücuda getirmiş olan Türkiye Selçuklu Devleti döneminde de büyük ölçüde aynı biçimde devam etmiştir. Büyük Selçuklu Devleti’nde olduğu gibi Anadolu Selçuklu devletinde de süvari ve piyade, kapıkulu askerleriyle Tımarlı Sipahi denilen topraklı süvari, ordunun esasını teşkil ediyordu. Türkiye Selçuklu Devleti’nin askeri teşkilatı da, Büyük Selçuklu Devleti’ninkinin aşağı yukarı aynısıdır ve şu unsurlardan meydana gelmektedir:

1)       Türkmenler,

2)       Hassa kuvvetleri (gulamlar),

3)       İkta sahiplerinin verdiği kuvvetler (tımarlı sipahiler),

4)       Vasal devlet kuvvetleri,

5)       Ücretli askerler.

 

Anadolu Selçuklu Devletinde, kapıkulu askeri yani hükümdarı şahsına mahsus asker, (müfret), Halka-i Has, Gulaman-ı Dergah, Mülaziman-ı yatak veya yayak olmak üzere dört sınıftan meydana geliyordu. Görünüşe göre, burada belirtilen kapıkulu askerleri, tedarik edilmeleri bakımından Büyük Selçuklulardaki gulamlardan oluşturulan askeri birliklerin karşılığıdır. Kapıkulu askerleri muhtelif milletlerden ya esir edilmek veya köle olarak satın alınmak suretiyle tedarik edilmişlerdi. İçlerinde Rum, Rus, Gürcü, Deylemli ve saireden alınmış efrat vardı.

 

Kapıkulu askerlerinin bir kolu olan Halka-i Has müfretleri sultanı muhafaza eden, sürekli yanında bulunan birliklerdi ve Büyük Selçuklular sarayındaki müfretlerin aynısı olup bunların içindeki Mülaziman-ı yatak veya yayak hükümdarın çadırını bekleyen sınıftı. Mülaziman-ı yayak’ın ‘Kanuni’ denilen kanunları vardı ve bunlar her zaman müsellah olmayıp gerekli hallerde kendilerine silah verilmekteydi. Bu bakımdan bu askeri sınıf, daha sonra göreceğimiz Osmanlılardaki Yeniçeri birliklerine benzemektedir.

 

Anadolu Selçuklu Devletinde de hükümdarın muhafızları gulamlardan oluşmaktaydı, hükümdar bu maiyet askerlerinin intizamına dikkat ve şecaatlerine itimat ederdi. Aynı zamanda bu birlikler Büyük Selçuklu Devletinde olduğu gibi ‘Bitegani’(bistgani veya bistegani) adı altında maaş almaktaydılar.

 

Anadolu Selçukluları’nda da yönetim ve askeri kuruluşlarda köleler ve etnik kökenli askeri guruplar kapsamlı bir şekilde kullanılmışlardır. Bu dönemde de gulamlar, çoğunlukla küçük yaşlarda yabancı bir kültürel ortamdan yada uzak bir coğrafi bölgeden devşiriliyorlardı. Sultan Alaeddin Keykubad, Alaiye fethine gitmeden evvel Gulaman-ı yayak’ı ulaklıkla asker toplamak için vilayetlere göndermişti. Küçük köleler saraya getirildiklerinde uygun eğitimle istenen kalıba dökülebiliyorlardı.

 

Anadolu Selçuklu Devleti dönemlerinde Türkmenler, savaşçı nitelikleri sebebiyle gulamlık için özellikle tercih edilmişlerdir. Ancak başka birçok guruptan da yararlanılıyordu: Hintliler, Daylamiler, Tacikler, Gürcüler, Ermeniler, Rumlar, Ruslar ve Latinler... Bunlar çoğunlukla Horasan’daki, Kafkaslardaki, ya da Küçük Asya’daki köle pazarlarından alınıyorlardı; bunun dışında ya baskın ve fetihler sırasında ele geçiriliyor, ya haraç olarak yetiştiriliyor, ya da sultana kendi devlet adamları ve diğer hükümdarlardan hediye olarak veriliyorlardı.

 

Devşirmede geleneksel yöntemler kullanılmıştır. Gulam tedarikinin başlıca kaynağı savaşlardı. Zira, Anadolu Selçukluları, kuzey ve batıdaki Trabzon ve İznik Rumları, güneydeki Kilikya Ermeni Krallığı, Kafkas bölgeleri halkları ve Kırım sakinleri ile sürekli savaş halindeydiler. Ganimet kanununa göre, sultanlar bu savaşlarda ve akınlarda ele geçen ganimetin beşte birini alma haklarını kullanmışlardır. Ancak gulamlar, hediye yoluyla, satın alma yoluyla, mürtetlerin gönüllü din değiştirmeleri yoluyla ve diğer devletlerden rehineler alma yoluyla da elde edilmekteydiler.

 

Özellikle Anadolu Selçukluları döneminde gulamlar, çok çeşitli etnik kökenlerden oluşmaktaydılar. Bu dönemde gulamlar arsında öne çıkan etnik gurup Hıristiyan Rumlardı. Bu durum, şüphesiz, Selçuklu devletinin, Doğu Roma İmparatorluğu’nun (Bizans) kalbi olan Anadolu’da kurulmuş olmasının bir sonucuydu. En tanınmış Rum gulamlar arsında: Emir Celaleddin Karatay, ve iki erkek kardeşi Seyfeddin Karasungur ve Kemaleddin Rumtaş sayılabilir. Melikü’l-ümera Hass Oğuz Şemseddin ve Naibü’l-hadra Emineddin Mikail başlıca Rum gulamlardandı.  Ancak, hem Selçuklu topraklarında çok sayıda Ermeni yaşadığından hem de Kilikya Krallığına düzenlenen akınlarda sayısız esir alındığından çok sayıda Ermeni gulam da bulunmalıdır.

 

Anadolu Selçukluları zamanında da birçok gulamın devletin önemli kademelerinde görev aldıkları kaynaklardan özellikle İbn-i Bibi’nin Selçuknamesi’nden anlaşılmaktadır; atabey, emir-i ahur, taştdar, hazinedar, emir-i davat, melikü’l-ümera, iğdişbaşı, şarab-salar, emir-i candar, emirü’l-sipehsalar, emirü’l-kebir, çaşnigir, emir-i dad, hava-i salar, naibü’l-hadra vs. Bu yüksek rütbeli gulamların devletin önemli şehirlerinin askeri valiliklerini de üstlendikleri görülür.

 

Bu dönemde, sarayla bağlantılı çeşitli hizmetlerin gulamlar tarafından görüldüğünü gösteren ip uçları vardır. Vezir sarayının yanındaki Gulamhane adlı saray okulunda genç gulamlar eğitim görmeleri için babalara teslim ediliyorlardı. Bu gençler daha sonra kariyerlerinin belli bir noktasında çeşitli saray hizmetlerine taksim ediliyorlardı; buralarda hizmetler köle birliklerinin temayüz etmiş daha yaşlı üyelerinin gözetimi altında yürütülüyordu. Başkanları yada personeli gulam olan bu makamlar ve hizmetler arasında şunlar vardı: Has ahırı, sarayın giyim ve temizlik hizmeti, hazine, divanın gizli arşivleri, iğdişler birliği, adliye, sultanın sofrası ve kileri, sultanın muhafızları, sultanın Konya’daki genel valisi, saray mutfağı, tercüme kalemi, sahib tuğrai kalemi, harem ve muhtemelen saray müzisyenleri topluluğu.

 

Anadolu Selçuklularında, önceki dönemlerde de olduğu gibi gulamlar, oynadıkları rol ve sahip oldukları önem, çok ufak olaylardan, büyük komplolara kadar  kendini göstermiştir:

“Büyük emirler, Çaşnigir Seyfeddin Aybe, Emir-i ahur Zeyneddin Bişara, Emir-i meclis Mübarizeddin Behramşah, sultanı gölgede bırakacak güce ulaşmışlardı. Çok büyük bir servetleri ve çok sayıda hizmetlileri vardı; İbn Bibi örnek olarak çaşnigirin mutfağından günde seksen koyun, buna karşılık sultanın kinden yalnızca otuz koyun dağıtıldığını anlatır. Çaşnigir devletin kontrolünü neredeyse tamamen eline geçirdiği için, dönemin sultanı Alaeddin Keykubad ondan ve işbirlikçilerinden kurtulmaya kararlıydı. Ama saraydaki görevlilerden biri sultanın niyetini emirlere anlattı. Onlar da bir ziyafet sırasında ve çakırkeyif vaziyette iken, sultanı Seyfeddin Aybe’nin evindeki bir ziyafete davet edip orada yaka paça ele geçirip tahttan indirmeye karar verdiler. Ama tartışma sırasında kendi de epeyce sarhoş olan, emirlerin gulamlarından birisi dışarı çıkıp o sarhoş kafayla emirlerin komplosunu sultana sadık görevlilerden birine anlattı. O yüzden ertesi gün Alaeddin Keykubad, büyük emirler tarafından verilen ziyafete davet edilince, onları atlattı ve Antalya şehrindeki kışlık karargahına çekildi. Burada krizi Emir Komnenos’la ve İbn Hokkabaz’la tartıştı. Sultan ve maiyeti Kayseri’ye gittiğinde, durumdan haberdar olmayan emirlerin hesabının görülmesine karar verdiler. Sultan ve danışmanları Kayseri’ye vardıklarında gerekli düzenlemeleri yaptılar. Bundan böyle her emirin sultanın kalesine ancak birkaç refakatçi ile girmelerine izin verileceği duyuruldu. Emirlerin saraya gelmelerinin kararlaştırıldığı günde, Komnenos, ve adamları bahçe duvarlarında gizlice devriyeye çıkarken, Mübarizeddin İsa’nın komutası altındaki gulaman-ı hass, yani sultanın muhafızları ihtiyat kuvveti olarak tutulacaktı. Emirlerin ve yanlarındaki gulamların kaleye girmelerinden sonra perdedaran, kimse kaçmasın diye kapıları kilitleyecekti. Sonra her emir ayrı ayrı içeri alınıp Emir-i candar Mübarizeddin İsa ve kardeşi tarafından tutuklandı. İlk yakalanan, yakalandıktan sonra metin bir edayla ‘eski ağaçları söküp yenilerini dikmek gerek’ diyen çaşnigir oldu. Daha sonra sırasıyla Zeyneddin Bişara, Bahaeddin Kutluca ve Mübarizeddin Behramşah tutuklandılar. Bundan sonra da, sultana ve Emir-i dada’ya bağlı gulamlar dış odaya gidip emirlerin durumdan habersiz gulamlarını tutukladılar. Kale kapısı açıldı ve naib tutuklanan emirlerin evlerine gidip sahip oldukları her şeyi devletin mülkiyetine kaydetti ve odalarını mühürledi. Emirlerin akrabalarının, ailelerinin ve gulamlarının evleri yağmalandı. Yaptıkları hizmetin ödülü olarak Komnenos, Mübarizeddin İsa ve kardeşi, sultanın şahsi danışmanları yapıldılar ve Seyfeddin Aybe’nin yerine çaşnigirliğe Komnenos atandı.”

 

Bu olayda gulamların devlet yönetiminde dolaylı olsa da ne kadar etkili olduklarını göstermesi açısından önemlidir. Görüldüğü üzere gulamların saltanatın kime geçeceği ne karar vermede vezirlerin ve diğer görevlilerin tayininde önemli rolleri olmuştur. Örneğin Emineddin Mikail, İbn Bibi’nin verdiği bilgiye göre, Selçukluların mali yönetiminde çok önemli bir rol oynamıştır. Anadolu Selçuklu devletinin mali işleyişi, mali idarede siyaset sistemini kurumlaştırarak reformdan geçirmekten sorumluydu ve genelde büyük bilgi birikimiyle ünlenmişti.

 

Gulamlar birçok şehir ve kasabanın alınmasında rol almış olmaları askeriyedeki önemlerini gösteriyorsa, kasabaların askeri valiliğini yapmış olmaları, sadece Konya’daki merkezi yönetimde değil, taşralar yönetimine de nüfuz etmiş olduklarını göstermektedir. Torumtay Malatya’nın, Zeyneddin Bişara Niğde’nin, Seyfeddin Türkeri Sivas’ın, Mübarizeddin Ertokuş Antalya’nın, Fahreddin Ayaz Sivas’ın, Esadeddin Ayaz Honas’ın ve Malatya’nın, Mübarizeddin Çavlı Elbistan’ın, Şemseddin Tavtaş Niksar’ın ve Mübarizeddin İsa Amid’in serlekeşliğini yapmışlardır. Ayrıca bu şahıslar, merkezi idaredeki konumları sayesinde, hem yeni sultanın seçilmesinde, hem de tahta geçme töreninde çok önemli roller oynamışlardı.

 

Anadolu Selçuklu Devleti dönemlerinde yüksek mevki sahibi olmuş ve başarı kazanmış olan gulamlar, XIII. Yüzyılın kültür hayatına da önemli katkıları olmuş ve mimari sanatına hamilik yapmışlardır. Sayısız cami, medrese, hastane, çeşme, kale vs. yaptırmışlardır. Emineddin Mikail 1247’de Sivrihisar’daki Ulu Cami’yi yaptırmak için epey para harcamış; Esadeddin Ayaz ve Raşideddin Ayaz 1229-1230 yılında Denizli Çardak’ta Abat Han’ı yaptırmışlar, ayrıca Esadeddin Ayaz 1215’te Sinop’ta da bir bina yaptırmış; Esadeddin Ruzbeh, Horozlu Han’ı ve bir gulamın oğlu olan Ali bin Sivastos da Afyon Karahisar yakınlarında 1272 yılında bir cami yaptırmıştır. Celaleddin Karatay ve kardeşi Seyfeddin Karasungur aktif olarak anıtlara hamilik yapmışlardır. Karatay 1251’de Konya’da ünlü medresesini yaptırmış, Seyfeddin Karasungur ise 1249’da Denizli yakınlarındaki Ak Han’ı ve bir çeşme yaptırmıştır. Elbistan serlekeşliğine tayin edilen Mübarizeddin Çavlı burada 1214 yılında bir cami yaptırmıştır. Antalya serleşkeri Mübarizeddin Ertokuş Isparta yakınlarındaki Atabey kasabasında 1224’te bir medrese yaptırmıştır. Şemseddin Altun Aba, Konya’da bir medrese inşa edilmesini emretmiş; Şehabeddin, Tokat bölgesindeki Boyahane’de bir çeşme yaptırmış; Torumtay’ın da türbesi 1279’da Amasya’da yapılmıştır. Zeneddin Bişara, Niğde ve Konya’da bir cami, Sinop’ta bir kule yaptırmıştır. Yatırmış, 1248’de Bolvadin’de bir çeşme siparişi vermiş; Anbar, Amasya’da bir hastane yaptırmış; Ferruh Atabey de 1241’de Cihangir’de bir bina yaptırmıştır. Hamilik rolleri bu binaların inşaatını finanse etmekle sınırlı kalmamış, bu dini ve kültürel kurumların gelecekte ayakta kalmalarını sağlayacak finansmanı da içermiştir.

 

XIII. yüzyıl Anadolu’sunda işlediği biçimiyle gulam sistemi birçok açıdan bariz olarak başarılı bir sistemdi. Bu sistem, nispeten çok sayıda yetenekli ve becerikli general ve idareci ve İslam kültürünü destekleyen birçok hami üretmiş, bunların hepsi de Selçuklu toplumuna kayda değer katkılarda bulunmuşlardır. Bu köle gençlere iyi bir eğitim verilmesi bu sistem sayesinde olmuştur.

 

XIII. yüzyılın sonlarında ve XIV. Yüzyılın başlarında Selçuklu Devletinin çökmesinden sonra, gulamların nasıl kullanıldığı hakkında pek kaynak bulunmamaktadır. Ancak geçmiş dönemlerde çok sayıda gulamın bulunması, XIV. yüzyılda ve sonrasında da  Anadolu’da ortaya çıkan beylikler döneminde de gulamların beyliklerin gerek idari gerekse askeri kurumlarında kullanılmış olmaları büyük ihtimal dahilinde olmalıdır. Anadolu beylikleri döneminde büyük bir ihtimalle, çoğu hala Anadolu’daki Hıristiyanlar arasından devşirilen gulam geleneğinde bir kopuş yaşanmamıştır.

Yorum Yaz